Tavsiyeleri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ ۖ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا

أَنْ هَدَانَا اللَّهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ ۖ وَنُودُوا أَن تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

(Araf 43)

Aziz ve Muhterem Müslümanlar!

Üç aylar, kameri Recep, Şaban ve Ramazan aylarını ifade eder. Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecesi gibi  Mübarek geceleri içinde barındıran bu ayların Müslüman’ın manevî hayatında çok özel bir yeri vardır. Recep ayının ilk Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece “Regaip” gecesidir.

Hepimize mübarek olsun.

Değerli Müminler!

Bu ayları Müslümanlar; özel olarak Cenab-ı Hakk’a yönelip tövbe ve istiğfarda, dua ve niyazda bulunarak ibadetlerle değerlendirirler. Yüce Allah; Cennet nimetlerinin:

De ki, size, o istediklerinizden daha hayirlisini haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yaninda cennetler var ki, altlarindan irmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz esler var, hem de Allah’dan bir riza vardir. Allah, o kullari görür. * Onlar ki, „Ey Rabbimiz! Biz inandik, iman getirdik, artik bizim suçlarimizi bagisla ve bizi ates azabindan koru!” derler. (Al-i İmran, 16-17) için olduğunu bildirmektedir.

Sevgili Peygamberimiz  sallallaahu  `alayhi  wa  sallam ( may  Allaah exalt his mention ) de “Gecede duanın kabul olacaği bir saat vardır ki; herhangi bir Müslüman, ona rastlar da dünya ve ahirete dair Allah’tan hayır dilerse, muhakkak Allah dileğini yerine getirir” buyurmaktadır.

Aziz Müminler!

Kur’an-ı Kerim’in indiği ve oruç ibadetinin tahsis edildiği bir ay olan Ramazan ayının da bu aylar arasında olması, üç ayları diğer aylardan farklı kılmıştır.

Müslüman, bu aylarda; kendisine çeki düzen vermeli, geçmişinin bir muhasebesini yaparak geleceğe daha gayretli olarak hazırlanmalıdır. Böyle yapıldığı takdirde ancak bu kutlu aylar değerlendirilmiş ve manevi feyzinden yararlanılmış olur.

Üç aylar, kötülüklerden uzaklaşmanın yoğunluk kazandığı; iyilik, hayır ve duaların arttığı; yardımlaşma hissinin canlandığı; gönülleri ferahlatan Ramazan-ı Şerifin de içinde bulunduğu bir iklimdir. Bu aylarda yapılan duaların kabul edileceği umulur.

Öyleyse bizler de bu aylarda kendimize bir çekidüzen vermeli ve hayatımızın sonuna kadar sürdüreceğimiz bir ibadet anlayışı ile dopdolu olmaya gayret etmeliyiz.

Yüce Allah bu üç ayları içindeki kutlu geceleri hepimizin hayrına vesile kılsın.

***

Affedici Olmak, Kindar Olmamak

Aziz Müslümanlar!

Yüce Allah’ın Cennet diye nitelendirdiği mutluluk yurduna hak kazanan müminlerin kalplerinden kin duygusunu söküp atacağını bildirmesi mutlu bir dünya için kalbimizde kine yer bırakmamamızı gerektirir. Ayrıca, Yüce Allah: Orada kalblerinde bulunan kini çikarip atariz. Onlarin altlarindan irmaklar akar. „Bizi buna erdiren Allah’a hamdolsun. Eger Allah bizi dogru yola sevk etmeseydi biz dogru yola erisemezdik. Süphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçegi getirmisler.” derler. Onlara söyle seslenilir: „Iste size cennet! Yaptiklariniza karsilik buna varis oldunuz” (Araf 43); diye dua etmemizi de istemektedir. Bunun da bizler için bir anlamı olsa gerektir.

Değerli Müslümanlar!

Sevgi dolu olabilmek için hiç kimseye ve hiçbir şeye nefret beslememek gerekir. Duygularında nefrete yer veren kimse onu ne zaman ve kime karşı kullanacağını kestiremeyebilir, o zaman da gerçekten sevmesi gerekenden de nefret etmesi söz konusu olabilir. O halde, yapılacak ilk şey, nefreti duygularımızdan ve dünyamızdan çıkarmak olmalıdır.

Affetmek ve bağışlamak bir güçlülük belirtisidir. Unutmamalıyız ki, sıkılmış yumrukla dostluk belirtisi olan tokalaşmayı sağlayamayız. Bu bakımdan elimiz her zaman, herkese ve her yönlü açık olmak durumundadır. Dinimizin bizden istediği budur.

Yine unutmamalıyız ki, insani ilişkiler sevgi bittiği için değil kin duymaya ve nefret etmeye son verdiğimiz için biter.

Değerli Müminler!

Barış ve kardeşlik için kalplerdeki kinlerin mutlaka temizlenmesi gerektiğine işaretle Yüce Allah Hicr suresinin 47. ayetinde de şöyle buyurmaktadir – Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çikarir atariz. Hepsi kardesler olarak sevinç içinde karsilikli koltuklara otururlar.

Sevgili Peygamberimiz  sallallaahu  `alayhi  wa  sallam ( may  Allaah exalt his mention ) de şöyle buyuruyor.

„Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona kin tutmaz.”

Gönlünde insanlara karşı kin ve haset taşımayan kimse faziletli ve üstün bir kimsedir.

Haset gibi kin duygusu da insanın dinine/dindarlığına zarar veren bir hastalıktır. Dünyadan silinip giden eski toplumlar da bu hastalığa tutulmuşlardır.

Aziz Müminler!

Kin tutmamak için kusursuz birini arayan kimse, önce kendine bakmalı, eğer kendisi kusursuz değilse – ki değildir – bir başkasında da kusursuzluk aramamalı, onu kusurları ile kabullenmeli ve kusurundan dolayı onu bağışlamalıdır. Zira sevgili Peygamberimiz  sallallaahu  `alayhi  wa  sallam ( may  Allaah exalt his mention ) “Bir Müslüman, din kardeşinin bir ayıbını, kusurunu örter/bağışlayacaktır” buyurmaktadır. Onun sözü bizim için hem bir garanti hem de uyulması gereken bir kuraldır, unutmayalım.

Bizim dinimizin esası sevgi, imanımızın ölçüsü de sevgidir. Zira Sevgili Peygamberimiz  sallallaahu  `alayhi  wa  sallam ( may  Allaah exalt his mention ) “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız” buyurmaktadır. Yani sevgisiz hayat olmadığı gibi, sevgisiz iman da olmaz. Bunu da en fazla Müslümanların dikkate alması gerekir.

***

Dua Etmek Bir İhtiyaçtır

Muhterem Müminler!

Allah’tan istemek anlamına gelen dua, Allah’ın hoşnutluğuna bir vesiledir. Nitekim sevgili Peygamberimiz  sallallaahu  `alayhi  wa  sallam ( may  Allaah exalt his mention ) “Allah Tealâdan, O’nun lütfunu isteyin. Çünkü Allah Tealâ, kendisinden istenmesini sever” buyurmaktadır.

Allah’tan istemeyen, dua ve ibadet etmeyen kimse de kendisinin yaratıcıya ihtiyacı olmadığı vehmine kapılan kimsedir. Bu durumdaki kimse kul olduğunu zamanla unutup hatta Firavun örneğindeki gibi ilâh olduğuna inanmaya başlar. Bu ise insanın felâketi demektir.

Dua eden kimse aciz olduğunu, yaratıcısının yardımına muhtaç olduğunu ve kendisini hiç kimseden üstün görmemesi gerektiğini anlayan kimsedir.

Peki, nasıl ve ne zaman etmeliyiz?

Dua için özel  bir yer zaman olmamakla beraber, yılın özel günleri olan arefe günleri ile cuma günleri, ayların özeli olan Ramazan ayı ve her günün seher vakitleri gibi zamanlar dua için birer fırsattır. Ayrıca, cami, mescit, Ka’be, Arafat, Mina, Müzdelife ve Peygamber mescidi gibi özel yerler de duaya değer katan mekânlardır.

Yağmur yağarken, ezan ile kamet arasında, namazların bitiminde ve secde anında dua ve niyazda bulunmak da bir fırsatı değerlendirmek demektir.

Yüce Allah, dua ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır.

Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta olduklari isleri kalpleri titreyerek yapanlar; (Mümin, 60)

Sayet kullarim, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakinimdir. Bana dua edince, duacinin duasini kabul ederim. O halde onlar da benim davetime kossunlar ve bana hakkiyla iman etsinler ki, dogru yola gidebilsinler. (Bakara, 186)

Muhterem Müslümanlar!

Duada aslolan, olmasını Allah’tan istediğimiz şey için bize düşen bir görev varsa onu mutlaka yerine getirmemizdir. Zira tarlamıza ürün vermesi için hiçbir gayret sarfetmeden Allah’a dua etmemizin bir anlamı olmaz. Hatta bu, Allah’ı anlamamak demek olur. Biz tarlaya tohumu usulünce ekecek, gereken bakım ve ihtimamı göstereceğiz, sonra da, sel, kuraklık yangın gibi her hangi bir afete uğramaması için Allah’a duada bulunacağız. İşte dua, o zaman dua olur.

Cenab-ı Hak, hepimizi dua edenlerden ve duası kabul olanlardan eylesin.

Lasă un răspuns

Te rog autentifică-te folosind una dintre aceste metode pentru a publica un comentariu:

Logo WordPress.com

Comentezi folosind contul tău WordPress.com. Dezautentificare /  Schimbă )

Poză Twitter

Comentezi folosind contul tău Twitter. Dezautentificare /  Schimbă )

Fotografie Facebook

Comentezi folosind contul tău Facebook. Dezautentificare /  Schimbă )

Conectare la %s